92406 kayıt bulundu.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bir şeye veya kimseye bağlı olmayan
1. Başıboş yaşayışa alışkın değildir.
1. Başıboş yaşayışa alışkın değildir.
2. Bağlanmamış, serbest bırakılmış
1. İstanbul'un başıboş köpekleri rahatça ömür sürmektedirler.
1. İstanbul'un başıboş köpekleri rahatça ömür sürmektedirler.
3. zarf , zarf , mecaz , mecaz , zarf , zarf , mecaz , mecaz , (başı'boş) Yönetimsiz, baskısız, denetimsiz bir biçimde
1. Günün birçok saatlerinde dar sokaklarda başıboş dolaşır, eski Anadolu evlerini seyrederdim.
1. Günün birçok saatlerinde dar sokaklarda başıboş dolaşır, eski Anadolu evlerini seyrederdim.
4. zarf , zarf , mecaz , mecaz , zarf , zarf , mecaz , mecaz , (başı'boş) Kendi isteğine göre, hiçbir etki altında kalmadan
Telaffuz : başı'boş
1. üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak, kendi havasına bırakmak
1. Durgun sular, başıboş bıraktığım sandalı / Yalıların önünden geçirdi yavaş yavaş
1. Durgun sular, başıboş bıraktığım sandalı / Yalıların önünden geçirdi yavaş yavaş
Ön Takı : (birini veya bir şeyi)
1. isim , isim , isim , isim , Başıboş olma durumu
1. Başıboşluğum, kim ne derse desin çaresizlikten değildi.
1. Başıboşluğum, kim ne derse desin çaresizlikten değildi.
1. isim , isim , isim , isim , Düzensiz topluluk
2. tarih , tarih , tarih , tarih , Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı
3. sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , sıfat , sıfat , mecaz , mecaz , Karışık, içinden çıkılamayan
1. Böyle bir durumda kendi hâline bırakmak ancak başıbozuk bir ekonomi ortamına yol açabilirdi.
1. Böyle bir durumda kendi hâline bırakmak ancak başıbozuk bir ekonomi ortamına yol açabilirdi.
Telaffuz : başı'bozuk
1. isim , isim , isim , isim , Düzensiz davranış, düzensizlik, disiplinsizlik
1. Bu eğitimsizlik, bu başıbozukluk, bu kendini bilmezlik daha nerelere varacak?
1. Bu eğitimsizlik, bu başıbozukluk, bu kendini bilmezlik daha nerelere varacak?
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Basılmış, yassılaşmış
1. Ökçesi basık pabucunun içinde kara ve çatlak topuklu ayakları ellerinden ziyade ortadadır.
1. Ökçesi basık pabucunun içinde kara ve çatlak topuklu ayakları ellerinden ziyade ortadadır.
2. Çok yüksek olmayan, alçak
1. Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi.
1. Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi.
3. Kısık
1. Onun sesi de aynı şekilde basıktı.
1. Onun sesi de aynı şekilde basıktı.
1. -i , -i , -i , -i , Basık duruma getirmek
1. Hoca, öfkenin belki de nefretin basıklaştırdığı, ıslığa benzettiği bir sesle tekrarladı.
1. Hoca, öfkenin belki de nefretin basıklaştırdığı, ıslığa benzettiği bir sesle tekrarladı.
1. isim , isim , isim , isim , Basık olma durumu
2. matematik , matematik , matematik , matematik , Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arasındaki farkın büyük eksene oranı
Koch basili
1. isim , isim , biyoloji , biyoloji , isim , isim , biyoloji , biyoloji , Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü
Lisan : Fransızca bacille
1. isim , isim , isim , isim , Basımcılıkta, provalar için `basınız, basılsın` anlamında kullanılan bir söz
1. prova durumundaki bir kitabın veya yazının basıma uygun olduğunu bildirmek
1. Yazar, kitabına basıla verdi.
1. Yazar, kitabına basıla verdi.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Basılma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Basılarak yerleştirilmiş
1. Peynir basılı küp.
1. Peynir basılı küp.
2. Basımevinde basılmış (kâğıt, kitap vb.), matbu
1. Basılı oyunlar sakıncalı görülünce yok ediliyordu.
1. Basılı oyunlar sakıncalı görülünce yok ediliyordu.
basılma dayanımı
1. isim , isim , isim , isim , Basılmak işi
1. Oysa tetiğe basılmasıyla merminin bedene saplanması eş zamanlı değildir.
1. Oysa tetiğe basılmasıyla merminin bedene saplanması eş zamanlı değildir.
1. isim , isim , isim , isim , Dokusunu basarak ezmeye çalışan dış etkilere ağacın gösterdiği direnç
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Basma işine konu olmak veya basma işi yapılmak
1. Basımevinde dizilip basılan dergi için sadece elli lira alır.
1. Basımevinde dizilip basılan dergi için sadece elli lira alır.